Yeni taşındığımız apartmanın komşusu büyük bir hanımefendiydi. Her gün kapıdan geçerken “Bugün de kek yaptım, bir dilim alır mısınız?” der, elindeki tabağı uzatırdı. Bu durum ilk başta çok tatlı ve mahalle kültürünü yaşatan nostaljik bir hareket gibi gelse de, uzun vadede üzerimdeki kalori baskısını ciddi anlamda artırıyordu. Çünkü her sabah aynanın karşısına geçip kilo vermeye çalışan, porsiyonlarını gramla tartan biri için bu teklifler tam anlamıyla bir irade sınaviydi. Bir gün dayanamadım, içimdeki tüm direnci toplayarak, “Sağ olun, ama diyetteyim,” dedim. O da hiç bozuntuya vermeden, yüzündeki o samimi tebessümle, “Diyet falan boş ver, hayat kısa, tatlı yiyin,” demişti. O an içimden “Kolay söylüyorsunuz tabi hanımefendi, teraziye çıkan ben olacağım” diye geçirmiştim.
Devamı diğer sayfada