Genç bir adam, seksen üç yaşındaki komşumu her gün ziyaret etmeye başladı. Sonra evine girdim ve kalbimin durmasına neden olan o şeyi keşfettim.

Bodrum katının basamaklarını hızla inerken kalbimin göğüs kafesimi döven sesi, etrafı saran o boğucu sessizlikte yankılanıyordu. Aşağıdaki karanlık, rutubetli ve ağır bir metal kokusuyla doluydu. Son basamağa geldiğimde, elimdeki telefonun ışığını o tarafa doğrulttum.

Gördüğüm manzara nefesimi kesti. Müzeyyen, bodrumun en ücra köşesinde, paslı bir boruya bileklerinden bağlanmış halde oturuyordu. Ağzı koli bandıyla kapatılmıştı ama gözleri fal taşı gibi açılmıştı; korku, öfke ve çaresizlikle doluydu. Beni gördüğü an, vücudu şiddetle sarsılmaya başladı.

Ona doğru koşarken arkamdan bir gıcırtı sesi duydum. Kerem, elinde bir tornavidayla loş ışığın içinde belirdi. Artık o zavallı kurye görüntüsünden eser yoktu; yüzünde, daha önce hiç görmediğim kadar soğuk ve hesapçı bir ifade vardı.

“İyi niyetin sonunu getirdi, komşu,” dedi sesi buz gibi çıkarak. “Müzeyyen’in yalnızlığı ve o yüklü emeklilik birikimi, planımın mükemmel parçasıydı. O, benim kurbanım olmak için çoktan seçilmişti.”

Kerem bana doğru hamle yaptığında, elimdeki ağır paketi tüm gücümle ona doğru fırlattım. Paket yüzüne çarpınca dengesini kaybedip geriledi. O anlık boşluktan faydalanıp üzerine atıldım. Bir süre boğuştuk; bodrumun beton zemininde birbirimize yumruklar savurduk. Gücüm tükenmek üzereyken, yerdeki eski bir metal boruyu kavradım ve onu kendimden uzaklaştırmayı başardım. Kerem merdivenlere doğru sendeleyerek kaçtı ve evin kapısını arkasından kilitleyerek toz oldu.

Hızla Müzeyyen’in yanına gidip bantları söktüm ve ellerini çözdüm. Titreyen elleriyle bana sarıldığında, ikimiz de dakikalarca hıçkırarak ağladık. Müzeyyen, titreyen bir sesle Kerem’in onu günlerdir nasıl kandırıp, parasını elinden aldıktan sonra buraya hapsettiğini anlattı.

Ertesi sabah polisler evi didik didik ararken, ben Müzeyyen’in yanındaydım. Kerem kısa süre içinde yakalandı; aslında birçok yaşlı kadını benzer yöntemlerle dolandıran profesyonel bir suçlu olduğu ortaya çıktı.

Mahalledeki o huzurlu günler bir daha asla eskisi gibi olmadı. Müzeyyen başka bir şehre, akrabalarının yanına taşınmaya karar verdi. Ayrılmadan önceki son günümüzü bahçede oturarak geçirdik. Gitmeden önce elimi tuttu ve “Sen olmasaydın, o karanlık bodrumda kaybolup gidecektim,” dedi. O, hayatına yeni bir başlangıç yapmak için yola çıkarken, ben mahalledeki o sessiz evin önünde durup, iyiliğin bazen ne kadar büyük riskler taşıdığını ama yine de her şeye değdiğini düşündüm.

Kendi hikayemizin geri kalanında, birbirimize karşı her zaman daha dikkatli ve korumacı olacağımıza dair birbirimize söz vermiştik. Artık kimse bizi, o bodrum katındaki sessizliğe hapsetmeye cesaret edemeyecekti.

Bu hikaye, komşularınızla olan bağınızın ne kadar kritik olabileceğine dair aldığınız en çarpıcı ders miydi, yoksa çevrenizdeki insanlara karşı güveninizi tamamen yitirmenize mi neden oldu? Devamı diğer sayfamızda…

Sayfalar: 1 2

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir