Genç bir adam, seksen üç yaşındaki komşumu her gün ziyaret etmeye başladı. Sonra evine girdim ve kalbimin durmasına neden olan o şeyi keşfettim.

Kerem yakalandıktan ve Müzeyyen güvenli bir şekilde akrabalarının yanına yerleştikten sonra, mahallede her şey normale dönmüş gibi görünüyordu. Ancak benim içimdeki o huzursuzluk, bodrum katındaki o karanlık anı kadar çabuk silinmedi.

Birkaç ay geçmişti ki, bir sabah posta kutumda isimsiz, üzerinde sadece ismimin yazılı olduğu bir zarf buldum. Zarfı açtığımda içinden sadece eski bir fotoğraf ve bir adres notu çıktı. Fotoğrafta, Kerem’in başka bir yaşlı kadının evinin önünde, tıpkı Müzeyyen’e yaptığı gibi samimi bir tavırla gülümsediği görülüyordu. Tarih, Kerem’in hapse girmesinden çok daha eski bir zamana aitti.

Bir suç ortağı vardı.

O an, Kerem’in sadece bir “kurye” olmadığını, arkasında çok daha büyük ve organize bir ağ olduğunu anladım. Kalbim hızla çarpmaya başladı; Müzeyyen’in kurtuluşu sadece bir tesadüftü, asıl tehlike ise hala dışarıdaydı. Notta yazan adres, şehrin merkezinden uzak, terk edilmiş bir depoyu işaret ediyordu. Polise gitmeyi düşündüm ama Kerem’in ifadesinde iş birliği yaptığı kişilerin isimlerini vermediği aklıma geldi. Muhtemelen içeriden birileri ona gözdağı vermişti.

O akşam, notta yazan adrese gittim. İçerisi tozlu raflar ve Müzeyyen gibi yaşlı insanların hayatlarına ait eşyalarla doluydu. Koleksiyon gibi saklanmış banka kartları, ev anahtarları ve kişisel günlükler… Kerem sadece bir uygulayıcıydı, asıl beyin ise bu depoyu yöneten gölge bir figürdü. Tam çıkışa yönelmiştim ki, arkamdan gelen adım sesleriyle donup kaldım.

“Çok meraklı bir komşusun,” dedi karanlıktan yükselen, tanıdık ama soğuk bir ses.

Dönen kişi, mahallemizdeki markette çalışan ve hepimizin “sessiz, efendi çocuk” olarak tanıdığı biriydi. Meğer tüm bu yaşlıları o izliyor, hedef belirliyor ve Kerem gibi taşeronlarını yönlendiriyormuş. Kaçmaya çalıştım ama kapı kilitlenmişti bile. Üzerime doğru yürürken, elindeki küçük bir not defterini bana fırlattı. Defteri açtığımda, mahalledeki tüm yaşlıların isimlerinin ve ev anahtarlarının bir listesini gördüm.

O gece oradan sağ çıkmam bir mucizeydi; depo bir şekilde alev aldığında oluşan kargaşadan faydalanıp dışarı atlayabildim. İtfaiye ve polis geldiğinde, o kişi çoktan izini kaybettirmişti. Ancak geride bıraktığı o defter, tüm operasyonu çökertmeye yetti. Haftalar süren operasyonlar sonunda o çete tamamen dağıtıldı.

O günden sonra mahalleden ayrıldım. Müzeyyen ile hala görüşüyorum; o artık güvende ve huzurlu. Ancak ben, nerede yaşarsam yaşayayım, artık sadece “komşu” değil, bir “gözlemciyim”. Kendi penceremden dışarı baktığımda, sadece bahçeleri değil, o evlerin içindeki insanların sessiz çığlıklarını duymaya çalışıyorum. Çünkü biliyorum ki, en büyük tehlikeler genellikle en huzurlu kapıların ardında gizlenir.

Bu olaydan sonra çevrenizdeki insanlara olan güveninizin bütünüyle sarsıldığını mı düşünüyorsunuz, yoksa yaşadığınız bu tecrübe sizi insanlara karşı daha duyarlı ve dikkatli biri mi yaptı?

Sayfalar: 1 2

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir