İçeri girdiğinde mutfak pırıl pırıldı. Bu düzen onu rahatlatmak yerine daha da şüphelendirdi: “Kaçmadan önce her yeri temizlemiş,” diye düşündü. Tam o sırada kapalı yatak odasından neşeli kahkahalar yükseldi. Ardından belirgin bir şampanya patlama sesi…
Genç bir kadın sesi, “Ya Selim erken dönerse?” diye kıkırdadı.
Erkek sesi ise kendinden emin bir şekilde yanıtladı: “Hiç korkma, Selim işte. Anahtarı bizzat kendim aldım.”
Gülseren koridorda donakaldı. O sesi çok iyi tanıyordu; tam 32 yıldır aynı yastığa baş koyduğu kocası Orhan’ın sesiydi bu!
Kapıyı hışımla açtığında yatakta gelini değil, kendi kocası Orhan ile 20’li yaşlarda genç bir kadın duruyordu. Orhan’ın yüzü bir anda kireç gibi bembeyaz oldu.
Gülseren henüz bilmiyordu ama kocasının ihaneti madalyonun sadece görünen yüzüydü. Asıl yıkıcı gerçek; Orhan’ın öz oğlunu bu çirkin oyuna nasıl alet ettiği ve birazdan ortaya çıkacak olan inanılmaz sırdı…Yatak odasındaki Tuğba adlı genç kadın panikle kaçarken, Orhan suçluluğunu bastırmak için üste çıkmaya çalıştı. Ancak Gülseren şaşırtıcı bir sakinlikle kocasının yüzüne baktı. Gerçek kısa sürede ortaya çıktı: Orhan, “İş projelerim için sakin bir yer lazım” diyerek saf oğlundan evin anahtarını almış ve burayı bir yasak ilişki yuvasına çevirmişti.
Gülseren öfkeyle evden çıkıp hemen gelini Ceyda ile bir kafede buluştu. Masaya gizli anahtarı koyarak aylardır eve izinsiz girdiğini ve yaşadıklarını gözyaşlarıyla itiraf etti. Ceyda duydukları karşısında derin bir şaşkınlık yaşadı. Bir gün önceki lüks cipin ise sadece ağır mimari maketleri taşımak için kiraladığı özel transfer aracı olduğunu açıkladı.
Tam o sırada Ceyda’nın telefonu çaldı. Arayan Selim’di. “Babam elinde bavullarla yanıma geldi,” dedi Selim panikle. “Annemin onu evden kovduğunu ve tüm bunların senin yüzünden olduğunu söylüyor!”
Orhan son kozunu oynamış, suçu geline atarak kendini kurtarmaya çalışmıştı.
Eve hep birlikte döndüklerinde Orhan hâlâ yalan söylüyordu. Ancak Gülseren cebinden telefonunu çıkardı. Eve girerken tesadüfen açık kalan ses kaydını başlattı. Hoparlörden Orhan’ın o kibirli sesi yayıldı: “Selim çok saf, çalışacağım desem her şeyini verir…”
Selim duydukları karşısında hayatının en büyük hayal kırıklığını yaşadı. Öz babasının hem güvenini hem de yuvasını lekelediğini anlayınca, masadaki tüm anahtarları toplayıp Orhan’ı evden kovdu.
Gülseren 32 yıllık evliliğini tek celsede bitirdi. Bu zorlu süreçte sadece kocasından değil, yıllardır sevgi sandığı o kontrolcü, baskıcı karakterinden de özgürleşti. Gelini Ceyda’dan içtenlikle özür diledi, sınırlarına saygı duymayı öğrendi.
Boşanmanın ardından Gülseren, hayatında ilk kez tek başına Kapadokya’ya tatile gitti. Kendi kararlarını almanın, kimseye hesap vermeden yaşamayı öğrenmenin hafifliğini tattı. Yalnızlığın bir çaresizlik değil, aksine büyük bir iç huzur olduğunu keşfetti.
Orhan yıllarca cepten yediği güveni ve ailesini tamamen kaybederken; Gülseren, artık bir başkasının kapısını izinsiz açmak için hiçbir anahtara ihtiyacı olmadığını çok iyi biliyordu.