KOCAMI HUZUREVİNE YERLEŞTİRMEYİ DÜŞÜNECEĞİMİ HİÇ SANMAZDIM TA Kİ KOMODİNİN ÇEKMECESİNDE SAKLADIĞI ŞEYİ BULANA KADAR
Mektubun altındaki o resmî belgeyi birkaç saniye boyunca açmadan elimde tuttum. İçimde garip bir korku vardı; sanki kâğıdı açarsam hayatımın geri kalanını bir daha eskisi gibi yaşayamayacakmışım gibi hissediyordum. Rauf’un yıllardır yanımda olan bir adam olmasına rağmen, o an ilk kez onun benden sakladığı bir hayatı olduğunu düşündüm.
Nihayet belgeyi açtım.
Üst kısmında bir avukatlık bürosunun adı, tarih ve Rauf’un imzası vardı. Ama beni asıl sarsan, aşağıdaki bölümde benim adımın yanında yazanlardı. Belge, Rauf’un bakım ihtiyacı artarsa kullanılmak üzere yıllar önce hazırladığı bir mal varlığı ve bakım planına aitti. Evimizin, birikimlerimizin ve emeklilik hesabının nasıl düzenleneceğini ayrıntılarıyla yazmıştı.
Fakat son sayfaya geldiğimde nefesim kesildi.
Rauf, benim hiçbir zaman kullanmamı istemediğim bir miktar parayı benim adıma ayırmıştı.
Belgenin açıklama kısmında, “Eşim hayatı boyunca benim yükümü taşıdı. Bir gün benim için daha fazlasını yapamayacak hale gelirse, onun kendisini suçlamasına izin vermeyin,” yazıyordu.
Gözlerim doldu.
Demek ki Rauf, benim bugün geldiğim noktayı yıllar önce düşünmüştü.
Ama mektup hâlâ bitmemişti.
Sayfaları çevirdikçe yazdıkları daha da kişisel hale geliyordu. Evliliğimizin ilk yıllarından, Nehir’in doğduğu günden ve benim onunla geçirdiğim zor zamanlardan söz etmişti. Her satırda benim hatırlamadığım küçük ayrıntıları bile hatırladığını görüyordum. Bir keresinde maaşımızın yetmediği bir ayda kendi istediği bir şeyi almaktan vazgeçtiğimi bile yazmıştı.
Son sayfaya geldiğimde ise cümleler beni olduğum yerde dondurdu.
Sen beni bırakmaktan korkacaksın,” diye yazmıştı. “Ama seni asıl bırakmaktan korkan benim.”
Mektubu okurken gözyaşlarım kâğıdın üzerine düşüyordu.
Tam o sırada yatağın tarafından bir ses geldi.
“Aysel…”
Başımı kaldırdım.
Rauf uyanmıştı.
Elimdeki mektuba baktı.
Sonra yüzüme.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
Devamını okumak için diğer sayfaya geçiniz
