Benim psikolojik sorunlar yaşadığımı iddia etti.
Boşanma davasında ise otuz milyon liralık mal kaçırdığımı öne sürerek binaların yönetimini talep etti.
Ancak farkında olmadan kendi sonunu hazırlıyordu.
Çünkü mali inceleme başladığında çok daha büyük gerçekler ortaya çıktı.
Uzmanlar, benim imzam taklit edilerek hazırlanmış altı ayrı kredi dosyası buldu.
Babamdan kalan binaların kira gelirleri sahte belgelerle teminat gösterilmişti.
Üstelik Mert’in inşaat projelerinde kullanılan bazı şirketler yalnızca kâğıt üzerinde vardı.
Denetim raporları incelendikçe daha ağır suçlamalar gündeme geldi.
Yangın güvenliği eksikleri gizlenmiş, düşük kaliteli beton kullanılmış, yapı denetim raporları rüşvet karşılığında onaylatılmıştı.
Paralar ise Nermin’in kızlık soyadıyla kurulan danışmanlık şirketi üzerinden aktarılmıştı.
Borçlar büyüyünce tek çıkış yolu benim mallarıma ulaşmaktı.
Kaynar yağın üzerime dökülmesi bir öfke patlaması değildi.
Planlı bir baskı yöntemiydi.
Soruşturma devam ederken Mert beni gizli bir numaradan aradı.
“Şikâyetini geri çek. Binaları devret. Her şeyi kaza olarak kapatalım.”
Telefon görüşmesi de resmi kayda alındı.
Ardından mali suçlar birimi Mert’in yurt dışındaki gizli hesabını ortaya çıkardı.
Olaydan üç gün önce iki milyon liralık para transferi yapılmıştı.
E-postalardan birinde Mert’in annesine yazdığı şu cümle dikkat çekiyordu:
“Selin imzayı attığında buradan gideriz. İzlerle yaşamak ona kalsın.”
Bu belge davanın yönünü tamamen değiştirdi.
Mahkeme günü salon doluydu.
Mert, hâlâ kendinden emindi.
Avukatı benim olayları uydurduğumu ve aile mallarını gizlediğimi savundu.
Sıra bana geldiğinde yalnızca şu cümleyi söyledim:
“Evet… Bir şeyi gizledim.”
Mert gülümsedi.
Avukatım masaya taşınabilir diski bıraktı.
“Davacının gizlediği tek şey, elindeki kanıtların büyüklüğüdür.”
Önce vakıf belgeleri açıldı.
Sonra sahte imzalar.
Ardından banka kayıtları, para transferleri, yapı denetim raporları ve güvenlik kamera görüntüleri tek tek izlendi.
Salondaki sessizlik her saniye biraz daha ağırlaştı.
Kayıtlarda Nermin’in tehditleri, Mert’in beni engellemesi ve hastane odasında yaptığı baskılar açıkça duyuluyordu.
En son yurt dışındaki para transferine ait e-posta okundu.
Mert ayağa kalkıp bağırmaya başladı.
“Bizi buna o zorladı!”
Ona baktım.
“Hayır,” dedim.
“Ben sadece gerçeği kayıt altına aldım.”
Mahkeme sonunda bütün talepleri reddetti.
Babamdan kalan binaların bana ait olduğu kesinleşti.
Ev bana bırakıldı.
Tedavi masrafları ve avukat ücretlerinin tamamının Mert tarafından ödenmesine karar verildi.
Hazırlanan sahte belgeler nedeniyle ayrıca ceza soruşturması başlatıldı.
Karar açıklandıktan birkaç dakika sonra adliyeye gelen görevliler Mert’i gözaltına aldı.
Nermin de kaçmaya çalışırken yakalandı.
Aylar süren yargılama sonunda Nermin ağır yaralamaya teşebbüs, tehdit ve suça iştirak suçlarından hapis cezası aldı.
Mert ise sahtecilik, dolandırıcılık, rüşvet ağına katılma ve saldırıya yardım etmekten mahkûm edildi.
Şirketleri kapandı.
Eksik yapılan binalar yeniden güvenli hâle getirildi.
Boynumdaki izler ise kaldı.
Ama artık o izlere baktığımda acıyı değil, yeniden ayağa kalkmayı hatırlıyorum.
Bir yıl sonra babamın bana bıraktığı binalardan birini, şiddet mağduru kadınlara ücretsiz hukuk ve psikolojik destek veren bir dayanışma merkezine dönüştürdüm.
Açılış günü boynumdaki izi ilk kez gizlemedim.
Güneş tenime vururken anladım ki gerçek zafer intikam almak değildi.
Gerçek zafer, korkunun bittiği yerde yeniden kendi hayatını kurabilmekti.