Derya’nın gözleri doldu. “Bana her şeyi anlat.” Yaşlı adam sonunda sandalyeye oturdu. Yüzündeki ifade yıllardır taşıdığı büyük bir yükü artık saklayamayacağını gösteriyordu. “Seninle evlenmemin sebebi, insanların düşündüğü şey değildi,” dedi. Derya hiçbir şey söylemeden onu dinledi. “Ben seni para için istemedim. Genç olduğun için de istemedim. Asıl sebep… babandı.” Derya’nın kalbi hızla çarpmaya başladı. Babası yıllar önce iflas etmiş, ailesini borç içinde bırakmış ve ardından ortadan kaybolmuştu. Derya çocukluğundan beri babasının öldüğünü sanıyordu. Annesi de onun hakkında konuşmaktan kaçınmıştı. Rauf, Derya’nın babasıyla yıllar önce ortaklık yaptığını anlattı. Fakat bu ortaklık sırasında büyük bir yolsuzluk ortaya çıkmış, Derya’nın babası suçlanmıştı. Rauf ise onun suçsuz olduğuna inanmış ve gerçekleri araştırmaya başlamıştı. “Baban ortadan kaybolmadan önce bana bir şey emanet etti,” dedi Rauf. “Ne?” “Senin geleceğini.” Derya’nın gözlerinden yaşlar süzüldü. Rauf, babasının aslında kaçmadığını, ailesini korumak için yıllarca başka bir ülkede saklanmak zorunda kaldığını söyledi. Fakat asıl şok bundan sonra geldi. “Baban hayatta,” dedi. Derya olduğu yerde dondu. Yirmi yıldır öldüğünü sandığı babasının hayatta olduğunu öğrenmek, dünyasını altüst etmişti. Fakat neden Rauf’la evlenmesi gerektiğini hâlâ anlayamıyordu. Rauf başını eğerek devam etti. “Baban bana, bir gün sana ulaşmamı ve seni korumamı söyledi. Çünkü geçmişte yaptığı bazı şeyler yüzünden seni kullanmak isteyen insanlar vardı. Ben seni yıllarca uzaktan takip ettim. Seni tanıdığımda ise bunun artık sadece bir görev olmadığını anladım.” Derya ayağa kalktı. “Beni korumak için mi benimle evlendin?” Rauf gözlerini kaçırdı. “Başlangıçta evet.” Bu cevap Derya’nın canını acıttı. Çünkü iki yıl boyunca yaşadığı evliliğin gerçek bir aşktan ibaret olduğunu düşünmüştü. “Peki şimdi?” Rauf uzun süre sustu. “Şimdi seni kaybetmekten korkuyorum.” Derya o gece annesinin evine gitti. Günlerce Rauf’la konuşmadı. Kafasında tek bir soru vardı: İki yıl boyunca yaşadığı hayat gerçekten kendi seçimi miydi? Bir hafta sonra annesi ona yıllardır sakladığı bir mektubu verdi. Mektup babasındandı. Derya mektubu açtığında ilk satırda şu yazıyordu: “Eğer bunu okuyorsan, sana gerçeği anlatmanın zamanı gelmiştir.” Babası, Rauf’un anlattıklarını doğruluyordu. Ancak mektubun sonunda Derya’nın beklemediği bir cümle vardı: “Rauf seni korumak için hayatına girdi ama bundan sonra vereceğin hiçbir kararın onun yüzünden olmasını istemiyorum. Eğer onu seviyorsan kal. Sevmiyorsan git. Çünkü seni gerçekten korumanın tek yolu, kendi hayatının kararını kendin verebilmeni sağlamaktır.” Derya mektubu defalarca okudu. İki yıl boyunca herkes onun adına karar vermişti. Ailesi, toplum, Rauf ve hatta geçmişteki korkular… Fakat ilk kez biri ona gerçekten seçme hakkı veriyordu. Ertesi gün Rauf’un evine döndü. Rauf onu kapıda görünce hiçbir şey söylemedi. Derya elindeki bavulu yere bıraktı ve sakin bir sesle konuştu: “Seninle evlenirken seni sevdiğimi sanıyordum. Sonra bunun bir yalan olduğunu düşündüm. Ama şimdi anlıyorum ki mesele yaşımız değilmiş. Mesele, birbirimizin hayatını kendi kararlarımızla seçip seçmediğimizmiş.” Rauf gözleri dolarak ona baktı. Derya devam etti: “Ben senin yanında kalmayı seçiyorum. Ama artık beni korumak bahanesiyle hayatımı yönetmeyeceksin.” Rauf başını salladı. “Bundan sonra karar senin.” İki yıl sonra herkesin “Bu evlilik nasıl olur?” diye konuştuğu o sıra dışı evlilik, bambaşka bir gerçeğe dönüşmüştü. Derya sonunda şunu anlamıştı: Bir insanın hayatına kimin girdiği değil, o insanın kendi hayatının direksiyonunu ne zaman eline aldığı önemliydi. Yaşları arasındaki elli yıllık fark, insanların gözünde hâlâ tuhaf görünüyordu. Ama Derya artık başkalarının ne düşündüğünü önemsemiyordu. Çünkü hayatında ilk kez bir evlilikten değil, kendi seçtiği hayattan sorumluydu. Ve bazen insanın gerçek özgürlüğü, istediği kişiyle kalmak değil; kalıp kalmayacağına kendisinin karar verebilmesidir.